|
|
 |
« :» |
|
Putin ne istiyor?(Immanuel Wallerstein)
Putin ne istiyor ile Rusya ne istiyor soruları aynı mı? Bence her iki soruya verilecek yanıtlar birbirine oldukça yakın. Her neyse, Putin Rusya adına neler istediğini anlatmada çekingen davranmıyor. İlgisinin tam olarak ne olduğunu ifade etmek için iki üst düzey Avrupa Konferansı'nı da değerlendirdi. İlk konuşmasını 2 Ekim 2007'de gerçekleştirilen 43. Münih Güvenlik Konferansı'nda Almanya Başbakanı Angela Merkel'in huzurunda yaptı. İkincisini de 26 Ekim'de Lizbon'da yapılan Avrupa Birliği zirvesinin ardından düzenlenen basın toplantısında yaptı.
Münih'te konuşmasına başlarken 'çok büyük kibarlıktan' kaçınacağını ve 'uluslararası güvenlik problemleri hakkında gerçekten ne düşündüğünü söyleyeceğini' belirtti. Konuşmasına ABD dış politikasını değerlendirmekle ve eleştirmekle başladı. Tek kutuplu dünya fikrini, sadece diğerler için değil, aynı zamanda 'hakim olanın kendisi' için de 'zararlı' diye nitelendirdi. Tek kutuplu model 'günümüz dünyasında kabul edilemez olmakla birlikte imkansız'mış da.
Uluslararası hukukun temel ilkelerinin her geçen gün artan bir şekilde küçümsendiğinden bahsedip, 'Başta ABD'nin ulusal sınırlarını her yönüyle aştığını' söyledi. Bunun 'oldukça tehlikeli' olduğunu belirtti. Şiddet kullanımının sadece 'BM tarafından tasdik edildiğinde' meşrulaştırılabileceğini ve 'NATO veya AB'nin BM'nin yerine geçirilemeyeceğini' vurguladı. Özellikle 'uzayda silahlanmaya' karşı uyarıda bulundu. Dönemin NATO Genel Sekreteri Manfred Wörner tarafından 17 Mayıs 1990'da yapılan bir konuşmayı herkese hatırlatıp, Wörner'in o konuşmasında NATO'nun bir NATO ordusunu 'Alman topraklar dışında' konuşlandırmayacağı yönünde Rusya'ya 'bir güvenlik garantisini' verdiğini anımsattı. Ardından da sordu: 'Bu garantiler nerede?' Ardından dünyadaki yoksullukla mücadele sorununa döndü. Bu amaçlar için ayrılan kaynakların bazı ülke şirketlerinin gelişimine bağlandığını ileri sürdü 've bu durumları bir yandan hayır kurumlarına dağıtım yapmak, diğer yandan ise sadece ekonomik gerilemeyi önlemek değil, bundan k‰r da elde etmek olarak nitelendirebiliriz' dedi.
Putin, ABD'nin Avrupa politikasının, özellikle de kurmayı planladığı füze kalkanı projesinin Küba füze krizine benzediğini söylediği Lizbon'da daha da provokatif idi. 'Sınırımızda bir tehdit oluşturuluyor.' Yaptığı benzetmeden sonra Rusya'nın Avrupa Birliği ve ABD ile değişen ilişkileri nedeniyle mevcut durumda öyle bir krizin yaşanmadığını söyledi. (Bir gülümsemeyle mi?) 'Başkan Bush ile ilişkimiz, güven ilişkisidir. Onun da bana dediği gibi, kendisine özel arkadaş deme hakkımın olduğunu düşünüyorum' sözlerini de ekledi.
Putin, ABD ve Avrupa'ya net bir şekilde şunu söyledi: Avrupa'da yeniden askeri bir kalkınmayı istiyorlarsa, alabilirler. Ama eğer istemiyorlarsa mevcut politikalarını gözden geçirmeleri gerekir. Ancak Putin yumurtalarını o sepete koymadı. Dünya ekonomisinin dönüşümü nedeniyle jeopolitik durumun hızla değiştiğinden de emin.
Putin, Hindistan ve Çin'in birleşik gayri safi yurtiçi hasılasının (GDP), şimdiden ABD'ninkinden daha büyük olduğuna dikkat çekti. Ve aynı hesaplar BRIC denilen ülkeler (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) için yapılırsa, o ülkeler AB'nin toplu GDP'sini aşarlar. Ve şu eklemeyi de yaptı: 'Uzmanlara göre bu ara gelecekte daha da büyüyecek.' Putin'in dediği gibi, bu ekonomik potansiyelin 'çaresiz bir şekilde siyasal etkiye dönüşeceği ve çok kutupluluğu güçlendireceği' açıktır.
Putin ekonomik havucu bile önünde tuttu. 'Yabancı şirketler bütün temel enerji projelerimize katılıyor' dedi. Petrol çıkarımının yüzde 26'sı yabancı büyük şirketler tarafından yapılıyor. 'Rus şirketlerinin Batı ülkelerinde anahtar ekonomik sektörlere kapsamlı bir şekilde katıldığının örnekleri yok.'
Putin, Rusların yüzyıllardan beri istediği gibi, Rusya'nın dünya sisteminde temel aktör olarak kabul edilmesini istiyor. ABD'nin ve Batı Avrupa'nın da Rusya'yı görmezden gelmek için Yeltsin'i kullandığını düşünüyor. Başta dünya ekonomisindeki değişimlerden dolayı akıntının değiştiğine emin gibi görünüyor. Ve gelecekten emin bir şekilde şartlarını ortaya koyuyor. Avrupa'ya daha aktif bir işbirliği, ABD'ye fiili bir askeri ateşkes için çağrı yapıyor gibi geliyor. Önümüzdeki on yılda böylesi politikaların ne denli başarılı olacağını göreceğiz.
Çeviren: Meral Çiçek
|