|
|
 |
« :» |
|
Bakın arkadaşlar bu cemiyeti açmamda son okuduğum kitabın yani Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun " Bir Nev-York Rüyası ' BYE-BYE ' TÜRKÇE " kitabının büyük etkisi oldu. Bu kitabı okuduğumda dedim ki kendi kendime " Hiç birşey yapamıyorsam kendim düzgün konuşuyum çevremdekileri de uyarıyım. " Sonra aklıma bu fun clubler geldi. Burada sesimi duyurabilirdim. Şimdi buradayım sizleride uyarıyorum. Lütfen dilimize sahip çıkalım. Birazdan aşağıda konu ile ilgili bilgiler vereceğim. Tabi çoğu etkisi altında kaldığım bu kitaptan olcak.
İlk olarak Atamızın sözlerinden başlayalım. Ben en çok bu sözlerden etkilendim.
1. " Türk demek Türkçe demektir, ne mutlu Türk'üm diyene ! "
Bu söz iliklerime işledi. Yıllardır sadece ikinci kısmını bildiğimiz sözün meğerse birinci kısmıda varmış.
2. " Arkadaşlara selâm, dil çalışmalarını sakın gevşetmeyin. "
Atamız son nefesini verirken bu sözleri söylüyor. Neden acaba ? Bir insan son nefesinde bence söyleyebileceği en önemli şeyi söyler. Atamızda bunları söylemiş:
1. Arkadaşlara selâm, 2. Dil çalışmalarını sakın gevşetmeyin.
Atamızın bu sözündende dilimizin ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz.
3. " Türk milletinin dili, Türkçe'dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bizde Türk dili, Türk milleti mukaddes bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz hadiseler içinde ahlakının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, velhasl bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir. "
4. " Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin öilli ve zengin olması milli hissin inkîşafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin. "
5. " Ülkesinin yüksek istiklalini koruması bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır. "
Daha birçok sözü var Atamızın bu konuda. Buraya sığmayacak kadar. Çünkü Atamız hayatının son on yılında gücünün büyük bir kısmını bu konuya harcamıştır. Onun için bu kadar veriyorum.
Daha sonra Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun sözeri :
YABANCI DİL ve TÜRK EĞİTİM DİLİ(¹)
Bilim ve teknikle uğraşacakların, teknik yazıları okuyabilecek kadar birkaç yabancı dil bilmeleri çok yararlıdır. Okullarımızda yabancı dilerin kolay öğretilmediği de bir gerçektir. Ancak bunun çözümü yoğun yaz kurslarında, çağdaş, görsel, işitsel dil öğrenimi yöntemlerinde aranmalıydı. Bugün A.B.D. gibi dış ülkelerde, Çince gibi güç bir dili bile birkaç aylık yoğun kurslarda öğretebiliyorlar. Ülkemizde bu yöntemler yerine 1953'ten sonra, Türk parasıyla, eğitim dili İngilizce olan okullar açıldı. Kamuoyunda yabancı araç olmaktan çıkarak ön amaç haline gelmeğe başladı.
Oysa anayasaya göre resmi dili Türkçe olan Türkiye Cumhuriyetinin eğitim dili de Türkçedir. Tayland'ın dili Tay, Porto Riko'nun eğitim dili İspanyolcadır. Eğitim dilinin yabancı dil oluşuna ancak diplomat çocuklarının gittiği özel okullarda rastlanır.
Çünkü hem yabancı dili, hem matematik gibi, fizik gibi, zaten çoğu öğrenciye zor gelen konuyu aynı anda, aynı ders içinde öğretmek diye bilimsel bir yöntem olamaz. Öğrenci çapraşık bir matematik sorununun inceliklerini mi uslamaya çalışsın, yabancı sözcüğün ne demek olduğunu mu; yoksa dil bilgisi kuralını mı hatırlamaya uğraşsın?
Sonuç olarak, böyle bir eğitim düzeninde ne yabancı dil, ne fen iyi öğretmekte, ezberciliğe kaçılmaktadır. Bu arada Türkçe de feda edilmektedir. Bir öğrenci, fen konularını en açık, en seçik, kendi ana dilinde öğrenebilir. Ondan sonra yabancı dili okuyabilecek, terimlerini anlayabilecek kadar öğrenmekte biz zorluk yoktur. Amaç bilim ve tekniği, bir meslek dalını, çeşitli bilgileri edinmek; yapıcı, yaratıcı, çözüm bulucu şekilde düşünebilmektir. Bir veya birkaç yabancı dil, ayrıca yardımcı dil olarak öğrenilebilir. Böylece iyi bir araç sağlanmış olur. Amaç bir yabancı dili kendi anadilinden daha iyi bilmek değildir.
Dil ana kültürün, Atatürk'ün anladığı tam bağımsızlık duygusunun ve ulusal benliğin temelidir. Dilimiz, matematik kadar açık seçik, her dala kolayca yerleşebilen, üstün türetme yeteneği ile, yabancı dilcileri bile kendine hayran bırakan bir dildir. Uluslararası haysiyetimiz, onurumuz da kendi dilimize verdiğimiz öneme bağlıdır.
Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün okullarında eğitim dili tümü ile Türkçe olmalıdır. Yabancı dil ek olarak ve iyi öğretilmeli, fakat kesinlikle Türkçe'nin yerini almamalıdır. Türk dilinin güzellik, zenginlik ve açıklığından kendi dilinden düşünebilme zevk, onur ve bağımsızlığından hiçbir Türk gencini mahrum etmeye hakkımız yoktur.
(¹) Cumhuriyet, 19 Haziran 1974
EĞİTİMİN AMACI(²)
Eğitimin amacı, insanı, hem kendisi, hem de toplumu için değer yaratacak düzeye getirmek olmalı. Eğitimin ikinci gayesi ise, bir ulusun geçmişi ile geleceği arasında köprü kurmaktır. Yoksa onu kimliksiz, kişiliksiz, bilinçsiz ve darmadağın, ortak bir değerler dizgesinden yoksun bir kuru kalabalığa dönüştürür, değil mi ya? Örneğin bizim en az on bin yıllık, yalnız siyasi değil, uygarlıklar yaratmış ve Batı'ya defalarca götürmüş bir tarihimiz var.
ASYA KÖKENLİ AVRASYA ULUSUYUZ
Ve biz Asya kökenli bir Avrasya ulusuyuz. Eğitim, nesillerimize bu geçmişin bilincini vermezse, çok kısa bir uygarlık tarihi olan Avrupa'ya (ya da Amerika'ya) yamanmayı kendisine ülkü edinen, bağımsızlık duygusunu yitirmiş, kendi hedefleri, siyaseti olmayan, yabancıların çıkarları için çalışmaktan medet uman sözde aydınlar ve hatta yöneticiler yetiştiririz. Hâlbuki hem Asya'nın, hem Batı'nın ne olduğunu iyi öğrenir, idrak edersek, Asya kültürlerinin yüceliği karşısında, Batı'nın yüzeysel yaldızı bize artık parıltılı gelmez, Batı'nın bize musallat ettiği aşağılık duygusundan da kurtuluruz; yüzümüzü Doğu'ya, Doğu önderliğindeki bir Avrasya'ya dönmek gelir içimizden.
1950'LERDE GELEN YABANCI DANIŞMANLAR
Eğitimin, son yirmi yılda geldiği şu hâle "eğitim" demek mümkün mü? Hâlbuki 1950'lerde yabancı "danışmanlar" iyice devreye girinceye kadar Türk ortaöğretimi dünyadaki en iyilerinden biriydi; o zamana dek hâlâ Atatürk'ün milli eğitim anlayışına göre yürümekteydi. Sonra bozdular, önce yavaş yavaş; son yıllarda ise son sürat sıfırladılar eğitimi. Şu hâle, yeni bir gözle hele bir bakın: Öğrenci bir okula yazılıyor, ama derslere girip bir şeyler öğreneceğine, en önemlisi düşünme alışkanlığı edineceğine, dershane kapılarında, gece gündüz, hafta sonları perişan oluyor. Neden? Çünkü konuların ruhu yerine, birtakım, ezberciliği teşvik eden sınavları geçme taktiklerini öğrenecek. Adları alfabe çorbasını andıran giriş sınavları, mesele çözme, düşünme, düşündüğünü iyi ifade edebilme yeteneklerini ölçen sınavlar yerine, A, B, C, ... şıklarından birini işaretleten sınavlar. Amaç herhangi bir evrenkente (üniversiteye), herhangi bir dalda kapağı atmak. Öğrencinin ne için ve nasıl bir meslek edineceği önemli değil. Öğrencilerin ancak %10 kadarı, istediği, sevdiği bir dala girebiliyor; onun, dolayısıyla ülkenin, kaderini işte o alfabe çorbası sınavlar belirliyor. Bu, yirmi yıldır böyle gittiğine göre, demek ki ülkemiz %90 yaptığı işten, mesleğinden nefret eden insanların elinde.( Gerçi, insanlara zaten liyâkatlerine göre iş verilmiyor ya; birinin hısımı, ya da hemşerisi olacaksın, çömezlik yeteneklerin gelişmiş olacak. Hele hele yükselmen için, seni, ucu dışarıda, beşinci kol "Muhip" cemiyetleri üyeliğine uygun bulmalılar. Vatansever değil, "vatansatar" olabilmelisin.).
ABD VE AB MALLARINI PAZARLAYACAK!
Evrenkent öğrencilerine hep sorarım: Örneğin, "Fiziğe merak sarmıştın demek, fizik bölümüne girdin". Aldığım cevaplar genelde şu mealde olur: "Yok canım, ben diplomamı hele bir alayım, fizikle falan uğraşacak değilim. Ticaret yapacağım [ ABD, AB mallarını pazarlayacak anlaşılan. Başka, üretici meslekler kalmadı ki artık; ne fabrika kaldı, ne, az da olsa araştırma, ne yerli üretim]. Velinin derdi: "Oğlum falanca evrenkentte okuyor" diyebilmek. Toplumuna yabancılaşmış "üst tabaka"dan ise, "Oğlum, Amerika'da mastır yapıyor" diyebilmeli; arada bir ana baba [Noel tatilinde] oğulcuklarını ziyaret etmeli. Oğul, ne için, nasıl bir yerde okuyor fark etmez. Öğrencinin derdi de, dostlar alışverişte görsün kabilinden bir diploma alabilmek. Zaten sonra, ömür boyu tek bir kitabın kapağını bile açmayacak. İşte ulusal hedefleri olmayan bir ülkenin bireyleri de böyle olur. Aksaklığın tanımı daha bitmedi. Şimdilik bu kadarını diyelim, ötesini ve de peki, bu perişan eğitim düzenimize ne yapılması gerektiğini de sonraya bırakalım. Yeni ufuklar dileğiyle.
(²) 15 Ocak 2002 Kaynak : sinanoglu.net
Son olarak dilimize girmiş ama Türkçeleri var olan bazı sözcükler :
Dilimize Giren > Türkçesi
ambulans > cankurtaran trend > gidiş,gidişat fun, grup > cemiyet erozyon > toprak kayması, aşınması kabine > vekiller heyeti medya > basın yayın dizayn > tasarım kompanse > telafi fastfood > tezyemek servis > hizmet filtre > süzgeç mobil > gezgin termik > ısıl,ısı brifing > bilgilendirme elektrifikasyon > elektiriklendirme miting > toplanım radikal > aşırı, müfrit politika > siyaset kaliteli > nitelikli, vasıflı kompozisyon > tahrir center > merkez shopping center > alışveriş merkezi market > bakkal, çarşı, pazar star > yıldız süper > ülken, üstün, koca, yüce şanlı > bahtlı, bahtı açık sosyal > toplumsal, içtimai sprey > püskürteç, püskürtmeli deterjan > arıtmaç fuel oil > yakıt yağı petrol > taş yağı, neft, neft yağı sabotaj > baltalama terör > tedhiş terörist > tedhişçi transfer > aktarma defans > savunma, müdafaa enternasyonel > uluslararası detay > ayrıntı, teferruat pozisyon > durum, konum reyting > sıralama airlines > havayolları catering > ikram alternatif > seçenek legal > yasal, kanunî illegal > yasadışı, gayri-kanunî organize etmek > düzenlemek organizasyon > örgüt, düzen, teşkilât komunikasyon > iletişim provokasyon > kışkırtma deklarasyon > beyanname ekonomi > iktisat prestij > itibar rezervasyon > yerayır(t)ma resersiyon > kabul enformasyon > bilgi, danışma tekstil > dokuma, mensucat döküman > belge konsensus > fikirbirliği, mutakabat komisyon > yarkurul, encümen komisyoncu > aracı ambargo > yaptırım aktivite > etkinlik, faaliyet sponsor > destekçi sektör > kesim izolasyon > yalıtım agresif > atılgan, saldırgan operasyon > ameliye, işlem bariyer > engebe operatör Dr. > cerrah dekore etmek > süslemek dekorasyon > süsleme antik çağ > eski çağ proses > süreç aktif > etkin, faal pasif > edilgen galeri > sergi, teşhir yeri spesiyal > özel kaos > kargaşa
|